Ana içeriğe atla

böyle bi karanlık gibi.

sen şimdi ordan okumaya başladığında sayfa karanlık ve yazılar açık renk, işte okuduğun o açık renk benim ve karanlık senin için. gözlerin kapanmak üzere ama sen farkında değilsin, sabah olmuş mu olmamış mı kimsenin umrunda değil. ama benim umrumda. nefesim daralmış, vakit daralmış sanki bir güvercinin yarasa dolu mağaraya girmesi gibi. hani olur ya, birden irkilip dışarı çıkarlar, işte ben ruhumu öyle bir kaybetmişim ki, mimiklerim sertleşmeye başladı. kaşlarım aşağı iniyor ve sana gülebileceğim en kötü şekilde gülüyorum.

belki gülmüyorum ve güldüğümü sanıyorum, o kısımı 1819 kış ayında kaybettim. soğuk havada, bir geminin içinde başladı herşey. okyanusun ortasındayız, dalgalar gemi boyunda, ama hepimiz kendimizi ip ile bağlamışız birbirimize, korkmamak için şarkı söylüyoruz. işte sen burada çıktın, deniz duruldu. bulutlar açıldı, denizin üzerine bir ışık hüzmesi indi ve sen orada çıktın. belki farkında değildin ama hepimiz aşık olduk sana, hepimiz seni istedik. karnımız o kadar açtı ki, akşam yemeği için kocaman bir balık iyi olacaktı. ve seni yakalamak için rotamızı sana doğru çevirdik, sen kaçtın biz kovaladık. seni karaya oturmuş vaziyette çok kolayca avladık. mızrakları sapladıkça kan çıktı içinden de o kanlar senden mi bizden mi çıktı bilemedik. o kadar açtık ki, çiğ çiğ yiyecektik.

ey gidi koca mobidick!

üff öyle işte. denemeler yapıyorum ya daha iyi bile olur bunlar ama zamanla. en son yazmaya çalışalı çok uzun zaman olmuş.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Yazmak İstiyorum da...

Yazmak istiyorum aslında durmadan, yazayım içimi dökeyim, fakat ne vakit bulabiliyorum ne de kafam çok rahat. saçma sapan şeyler yaşıyorum ve kimsenin hak etmediği şekilde yaşıyorum. sonra onlar bitiyor, başka problemler çıkıyor karşımıza.

kısaca haberler,

- belki daha düzenli olmaya başlamıştım ki, lüzumsuz geldi bitti.
- kafamdaki projeyi vakit buldukça tamamlamaya çalışıyorum bitmek üzere.
- çok güzel planlarım vardı, ama planın içinden -1 +3 -4 şeklinde bi hesapla o planlar da suya düştü.
- moralim bir iyi bir kötü gidiyor, neyi nasıl yapacağımı düşünemiyorum, düşünmekten sıkıldım bu da bitti.
- yardım istediğim kimsenin yardım edecek vakti yok bu yüzden yavaş ilerliyorum. her zaman olduğu gibi benim işimi benden iyi kimse yapamaz psikolojisi işte.
- neyse olay böyleyken böyle, bu yazı da burda bitti.

evet cidden yazacak çok şey var da yazamıyorum işte, şimdi 5 dk kafamı kaldırdım işten de yazıyorum.

Rocknrolla!

insanlar şu soruyu soruyorlar. RocknRolla nedir?

Ben de onlara bunun davullar, uyuşturucular ve hastane sondasi ile alakali bir şey olmadiğini söylerim. Kesinlikle hayir.


Ondan çok daha fazlasi var, dostum. Hepimiz biraz tatli hayati severiz. Kimi, parayi sever. Kimi, uyuşturuculari sever. Kimileri seks oyunlarini, cazibeyi veya şöhreti sever.


Ama bir RocknRolla, işte o farklidir. Neden mi? Çünkü gerçek bir RocknRolla hepsini birden ister.


Koşuyorum

Koşuyorum...
karanlık bir ormana girdim, arkamdan kovalayan yok ama ben o korkuyla koşuyorum. etrafımı ağaçlar çevirmiş ve hepsi sarmış etrafımı ama senin sardığın gibi değil... böyle içten böyle güzel değil... koşmaya başladığım yeri hatırlamıyorum ama varacağım noktayı sadece tahmin edebiliyorum. bir karga uçuyor ve onu binlercesi takip ediyor. tepemde dönüyorlar ama ben biliyorum.

göz kapaklarım ağırlaşıyor koşarken, dolaşım sistemim birbirine dolaşıyor. bir anda atımın üstündeyim ve ben değil o koşuyor aslında, elimde mızrağım ve giydiğim gümüş üzerine altından şekiller kazınmış siyahla bezenmiş zırhım ile. sağ omzunda lilyum var, altından kazınmış gümüş omuzluğumla. ve ben hala koşuyorum... atım benim farketmediğim uçurumdan uçarak geçiyor, pegasus... sen beni kurtardın hep, sen beni dinledin... ruhumda yaşadın... ruhumla yaşadın... büyük bir aydınlığa geliyorum, büyük... çok büyük... güneş gözümü alıyor ama pegasus güneşe doğru uçuyor. tepede yükselmiş olan kulelere yaklaşıyoruz…