böyle bi karanlık gibi.

29 Eylül 2009 Salı

sen şimdi ordan okumaya başladığında sayfa karanlık ve yazılar açık renk, işte okuduğun o açık renk benim ve karanlık senin için. gözlerin kapanmak üzere ama sen farkında değilsin, sabah olmuş mu olmamış mı kimsenin umrunda değil. ama benim umrumda. nefesim daralmış, vakit daralmış sanki bir güvercinin yarasa dolu mağaraya girmesi gibi. hani olur ya, birden irkilip dışarı çıkarlar, işte ben ruhumu öyle bir kaybetmişim ki, mimiklerim sertleşmeye başladı. kaşlarım aşağı iniyor ve sana gülebileceğim en kötü şekilde gülüyorum.

belki gülmüyorum ve güldüğümü sanıyorum, o kısımı 1819 kış ayında kaybettim. soğuk havada, bir geminin içinde başladı herşey. okyanusun ortasındayız, dalgalar gemi boyunda, ama hepimiz kendimizi ip ile bağlamışız birbirimize, korkmamak için şarkı söylüyoruz. işte sen burada çıktın, deniz duruldu. bulutlar açıldı, denizin üzerine bir ışık hüzmesi indi ve sen orada çıktın. belki farkında değildin ama hepimiz aşık olduk sana, hepimiz seni istedik. karnımız o kadar açtı ki, akşam yemeği için kocaman bir balık iyi olacaktı. ve seni yakalamak için rotamızı sana doğru çevirdik, sen kaçtın biz kovaladık. seni karaya oturmuş vaziyette çok kolayca avladık. mızrakları sapladıkça kan çıktı içinden de o kanlar senden mi bizden mi çıktı bilemedik. o kadar açtık ki, çiğ çiğ yiyecektik.

ey gidi koca mobidick!

üff öyle işte. denemeler yapıyorum ya daha iyi bile olur bunlar ama zamanla. en son yazmaya çalışalı çok uzun zaman olmuş.

aura rengi şeysi

21 Eylül 2009 Pazartesi

Tuğçe Özel'in feedi'inden yola çıkarak, Test Your Self aparıtını kullanıp aura testi yaptım. şöyle bişiy çıktı.


Lila
Sizde bir yıldızın rengi var. Karmaşık bir iç dünyanız olsa da bunu dışarıya yaratıcı ve yenilikçi yollarla yansıtıyorsunuz. Her zaman akıllıca olmasa da, mutlaka dikkat çekici yollar buluyorsunuz. Duyu organlarınız sizin için çok mühim, ilginç karışımların insanısınız. Altıncı hissiniz ise sizi zaman zaman yanıltabiliyor. Her ne kadar mistik şeylere olan inancınızla yalnızca iyi olmayı başararak bütün arzularınıza bir gün ulaşabileceğinizi düşünseniz de, çaba eksikliğiniz arada bir sizi yarı yolda bırakabiliyor. Öte yandan kişiliğinizin cazibesi ne zaman ihtiyacınız olsa gereken yardımı bir şekilde bulabilmenizi sağlıyor.

bu ne ki şimdi? cazibeye gel. 

kullanıcı adı falan olayları

20 Eylül 2009 Pazar

milyonlarca sitede milyonlarca kullanıcım var, (bana ait, hani test amaçlı falan) şimdi bi aratıyorum, saçma saçma sitelerde adım çıkıyor. işimin hayatımı zehir ettiği en kötü durumlar, hep sevgili'lerin beni aratmasından kaynaklanıyor. "bu sitede ne işin var?" sorusunun cevabı her zaman "hatunlara bakıyorum" olarak kalacak.

ha evet mucizevi bir şekilde, bütün bayram evdeyim. o yüzden benim için ekşın bir bayram olmayacak. belki biraz dinlenirim, ama şu saatte yazdığıma göre dinleniyor olamam değil mi? evet öyle.

lüzumsuz, alışkanlıklarım var. mesela kola içiyorum şu ara sürekli, o bitince bira ile devam ediyorum yarım kilo almış olabilirim, acilen spora devam etmem lazım bunu da buraya not alayım. (tam şu anda buzdolabı süsü yere düştü ve süper zıpladım) 7 gün spor yaparken bir anda ramazan'ın araya girmesi ve benden başka kimsenin spor yapmıyor olması beni üzdü ben de küstüm gitmedim 1 ay. şimdi tekrar başlayacağım.

neyse bu böyleyken şöyle de bi durum var, oha lan kızın gözü çok güzel.

neyse bi gün.

18 Eylül 2009 Cuma

kendimi kesiyorum, o sırada yanımdan hızla geçmekte olan aracın içinde oluşan sonik dalgalar bıçağımı kırdı. ben de kendimi kesmekten vaz geçtim. bıçak tamircisi aramaya çıktım, 8. caddenin sonundaki 2. sokağa girdim orada olmalıydı, fakat orada da bulamadım. yerini değiştirdiğini söyleyen kavak ağacına selam edip, yerini öğrenmeye çalıştım.

3. sokağın sonunun bağlandığı 4. caddedeki kuyumcuya sormak istedim, o da bana bıçağı 12 lira karşılığında satın alabileceğini söyledi, olmaz 20 lira eder benim kırık bıçağım dedim. hayır 13 veririm en fazla dedi. o parayı alamam bu sizin hakkınız dedim ve çıktım. yoldan geçen hain kurt bana bıçak ustasının sinfir dağında olduğunu söyledi, neden orada diye sorarken ortadan kayboldu.

vertigo bünyemin gerçek dünyadaki oluşan olayları bana bu şekilde yansıttığını biliyor muydunuz? hayır kendimi kesmiyordum, otobüs bekliyordum ki otobüs geldiğinde yeni aldığım akbili düşürdüğümü farkettim. onu aramak için akbil gişesine kadar gitmiş olmam oranın bıçak ustası olmadığı gerçeğini değiştirmez. bütün yolu 2 kere gittim geldim kaldırım taşları üst geçit vs.. ama bulamadım. sonra büfeye gidip sordum akbil bıraktım mı ben burda diye, benim akbilimi satayım dedi. içinde de 20 lira var dedi. almadım. tam arkamı döndüm ki şirketten biri ile karşılaştım, bulamazsın o akbili dedi. ben de eve geldim.

ne süper bi macera yaşadığımı anlatamam. sadece kaybettiğim akbili bulma işini heyecanlandırmak için neler yazdım kafamda.

vay anasını.